En uzun yolculuk bile tek bir adımla başlar (Lao – Tzu)
Bu başlık bir sinema filminin adı gibi değil mi? Ya da bir kitabın ismi
Fazla abartılı bir başlık mı? Hayır hiç değil, gerçeğin ta kendisi
Yaşayan bir efsanedir o, kılıçların efendisi
Çok mu merak ettiniz? İşte onun hikayesi :
Bir zamanlar büyük Çin’de kocaman bir dağ varmış..Bu dağda yaşayan pek çok kral ve prens varmış.. Hepsi de kılıçların efendisi olmayı hayal edermiş.. Fakat hiç biri olamamış.. Seneler hatta asırlar geçmiş.. Derken günün birinde uzak bir diyardan biri çıkagelmiş.. Dağdaki herkese meydan okumuş: ‘Ben bu dağa çok uzaklardan geldim ve kılıçların efendisi olacağım’ demiş.. Son derece kararlı ve kendinden eminmiş.. Onun bu haline çoluk çocuk kadın erkek hep bir ağızdan gülmüş.. Çünkü karşılarında durup meydan okuyan o yabancı bir erkek bile değilmiş.. Bir kadının ‘kılıçların efendisi olacağım’ demesi çok komiklerine gitmiş.. Kadın hiç renk vermemiş. Hiç de etkilenmemiş.. Etrafında toplanan kalabalık öylece kadının ne yapacağını beklemeye başlamış.. Derken kalabalığın içinden bir adam kadına bir kılıç uzatmış.. Herkes gülmeye hazırlanırken hiç beklenmedik bir şey olmuş: Kadın elindeki o kılıcı öyle bir hızla kapmış..ve öyle bir hışımla savurmuş ki ..tek bir savuruşuyla havada bin yaprak birden uçuşmuş.. Kuşlar kaçışmış, bulutlar dağılmış.. Şaşkınlıktan ve korkudan büyük küçük herkes suskun bakakalmış..
Böylece efsane olmuş..Bir Wudang Efsanesi..Onun adı Yasmin A.K : Kılıçların Efendisi.
Bu hikayeye inanmadınız değil mi? Evet haklısınız biraz abartılı anlattım. Daha doğrusu biraz masalsı oldu..Ehh..olacak o kadar.. ne de olsa kahramanların, efsanelerin, ölümsüzlerin ve ejderlerin yeryüzündeki tam merkezinden geliyorum: Wudang dağından.. O dağda uzun süre yaşayıp da bunların etkisinde kalmamak mümkün değil. Bu nedenle biraz abartıyı hoş göreceğinizi umuyorum. Biraz mı? Fazla mı abartmışım? Hayır hayır, o kadar da değil..Gerçekten bir kılıç ustasıyım. Yani daha doğrusu ‘artık’ bir kılıç ustasıyım. Önceden değildim. Senelerdir aynı kılıcımla aynı şeyleri yaptığım halde..Herşey artık çok farklı. Çünkü şimdi geriye dönüp düşününce anlıyorum ki eskiden farkında değildim. Bilgisizdim. Gerçeği göremiyordum. Zaten o zamanlar ağzımla kuş tutsam ustama beğendiremezdim. Neden bir türlü beğenmediğini de anlayamazdım. Ama şimdi anlıyorum. Onun beni izlerken edindiği izlenimleri ben de şimdi bir öğrenciyi izlerken aynen görüyorum. Formu mükemmel yapsa da bir şeyler eksik. İşte o farkı yaratan da o eksik olan şey. Bunları tabi şimdi anlıyorum. Kılıcımın efendisi olduktan sonra. Ahh benim güzel kılıçlarım..hepsi birbirinden güzel. Benim için her biri birbirinden değerli.. onların hiçbir iddiası yok. Ne tutsak olmak ne de efendi olmak..hiç umurlarında bile değil. O mesele yalnızca bizim meselemiz..Yani insanoğlunun.Yalnızca bizde vardır o. Bir tutku bir ihtiras bir hırs bir azim.. zavallı kendi halinde güzeller güzeli bir kılıçla bile cebelleşiriz..ona hakim olmaya hatta ‘efendisi ‘ bile olmaya çalışırız. Oysaki o asil kılıç zaten bize hizmet için, efendisi olmamız için yapılıyor..Ahh.. ne kadar da aceleci ve körüz.
Bu şekilde ömrümüzün sonuna kadar bile gideriz.. Hele hele yaş ilerledikçe bir şeylere veya birilerine hakim olma dürtüsü daha da güçlü hale gelir. Zaman onun gücüne güç katar. Oysa hiç düşünmeyiz. Bir an bile durup düşünmeyiz. Şu hayatta esasen hakim olmamız gereken ne vardır? Ya da bu soruyu şöyle soralım : gerçekten de bir şeylere hakim olmaya ihtiyacımız varmıdır? Kendi egomuz dışında!.. Evet..işte bütün espri burada yatıyor. Bir anlayış farkında. Şimdi gelelim bu anlayış farkıyla kılıçların efendisi olmam arasındaki tutarsızlığa.. Görünürde bir tutarsızlık var gibi gelse de bakın işin esası ne: Ego hakimiyeti geliştiğinde ne oluyor dersiniz? En kabaca şöyle tarif edelim: Bir şeyin sahibi olma veya bir şeylere hakim olma isteği ortadan kalkıyor. Bu istek ortadan kalkınca da çok garip bir hadise gerçekleşiyor : Bütün dünya senin oluyor.. ve de sen dünyanın efendisi oluyorsun.. Bütün maddi alemin. Artık dönüp de bakmadığın.. umursamadan geçip gittiğin..Bir zamanlar gözüne ne kadar da albenili görünen bütün şatafatlı madde alemi..
Bizi maddiyata bağlayan kalın bir çelik halat var farzedelim.Ve bu bağı kesersek ne kadar özgür kalabileceğimizi.. Bu dünyaya doğduğumuzda bu çelik halatla beraber doğuyoruz. Bu halatın ne işe yaradığını bize çocukluğumuzdan itibaren şöyle öğretiyorlar: Mutluluğa ulaşma aracı!.. İyi bir çocuk veya saygın bir yetişkin olmak için bizi maddi arzulara hırslara, ufak ya da büyük ihtiraslara kuvvetle bağlayan bu bağa sıkı sıkıya yapışıyoruz. Fakat bir şeyler yolunda gitmiyor. Bir yerde bir yanlış var. Hissediyoruz.. fakat ne olduğunu bulamıyoruz. Tarif bile edemiyoruz. Sonra bir gün bir şey oluyor. Ya da birinden bir şeyler duyuyoruz. Ayaklarını tahta kurtlarının kemirdiği bir tahta masa.. Hayatımızın bu olduğunu anlıyoruz. Yavaş yavaş.. fakat birden bire yerlerde. Üzerindeki her şey.. tabak çanak ne varsa.. hepsi bir anda yerde..paramparça. Bu sonu yaşamak istemiyoruz. Ya da artık hayatı bu şekilde sürdürmeyi.. Bu bağdan kurtulmak istiyoruz. Bu çelik halatı kesip atmak.. İstiyoruz.. ama nasıl olacak? Neyle nasıl keseceğiz?
Çok basit. Yeter ki siz isteyin .Alın size bir Wudang kılıcı: İhtişamlı bir güzelliği vardır. Ve de kendine has bir asaleti.. Başta biraz ürkütücü gelir. Korkmanıza hiç gerek yok. O sizin iyiliğinize hizmet etmek için özenle yapıldı. Kılıç sanatkarı ona elleriyle şekil verirken efendisinin kim olacağını, kimin iyiliğine hizmet edeceğini düşünüyordu. O muhteşem kılıç, efendisinin hizmetkarı olmak için yapıldı. Onun sahibi olacak savaşçı adayı onu eline aldığı anda onun efendisi olmuş olacaktı. Egosuyla yapacağı o çetin savaşta efendisinin zafer kazanmasına hizmet edecekti..Canla başla özveriyle.. onun tek yoldaşı olacaktı. Günün birinde o kılıcın sahibi olan o şanslı kişi belki bunları başta idrak edemeyecekti. Belki kimse ona söylememişti . Halbuki bilse.. her şey bambaşka olacak, o kılıcı tutuşu bile değişecekti. Değil savuruşu, kesişi, çevirişi, döndürüşü.. Aynı benim yaşadığım gibi. Öncesi ve sonrası.. Eğer bilseydim ben de çok önceden bu gerçeği.. yani elime ilk aldığımda ne olduğumu.. yani kılıçların efendisi.. eminim bu kadar geç kalmazdım ..yazmak için şu dizeleri:
Kılıcımla kesiyorum, kesip kesip atıyorum / Yaprakları rüzgarlara, rüzgarları topraklara
Nehirler ayırdım bir bir , bulutlar parçaladım / Damla damla su oldu her biri bir vuruşta
Öyle hızlı savurdum, göremedi hiçbir göz / Öyle hızlı ki sorma, duyulmadı hiçbir ses
Gelip çattı o savaş, tek bir hamlede kestim / iğreti dünya ile aramdaki zinciri
Kolaymıydı hiç değil / sade tek bir vuruşta / Ölüydüm diri oldum / geç de olsa sonuçta.
Bir Wudang Efsanesi’nin ilerleyen bölümlerinde buluşmak dileğiyle.. Şimdilik hoşçakalın.